Fikret Kızılok

Fikret Kızılok… Müzik yaşamına 1960’lı yıllarda başlamış, 80’li yıllardaBülent Ortaçgil’le Çekirdek Sanat Evi’nde yolları kesişmiş, hayatımızın, yaşadığımız aşkların şarkılarını yazmış, yumuşacık sesiyle bir gece vakti içimizi gökyüzüne kanatlandırmış müzik adamı…

Her ne kadar, 2001 yılında kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş ise de, ölümüne inanmak hala çok güç.

Şarkı sözü yazarken Türkçeyi en nitelikli haliyle kullanma becerisini gösteren usta müzisyene göre, “şarkıcı dediğin şarkısını yazacak, besteleyecek, çalacak ve söyleyecek”…

Olgunluk döneminde kendi şarkısını kendi yazan ve besteleyen Fikret Kızılok, dişçilik yüksek okulundan mezun olacağı yıl Anadolu’da bir yolculuğa çıkar. Aranjman (yabancı şarkılara Türkçe söz yazarak yeniden söyleme) döneminin kendini yoğun hissettirdiği bir dönemdir bu. O, aranjman değil, kendi toprağındaki müziği istemektedir. Elinde sazıyla başladığı Anadolu yolculuğu, Aşık Veysel’in yanında noktalanır.

“Seyahati çok sevdiğim için Anadolu’nun gezmediğim yeri kalmamıştı. İşte bu seyahatlerin birinde yolum Veysel’in köyüne düştü. Veysel’i dinledim, sazını dinledim ve aşık oldum. İstanbul’a dönünce onun hakkında ne buldumsa okudum, dinledim. Bir iki ay sonra artık içim dışım Veysel olmuştu. Onun hissettiklerini içimde hissediyordum. Artık duramıyor, dayanamıyor, Veysel’den söylemek ve sesimi herkese dinletmek istiyordum.” 

Yeniden düzenleyerek gitarıyla çaldığı ve söylediği ikinci 45’lik plağı olan “Uzun İnce Bir Yoldayım”, bu seyahat sonrasında ortaya çıkan plaktır.

Aynı rüzgarın etkisiyle, 1969’dan itibaren, Güzel Ne Güzel Olmuşsun (Karacaoğlan), Yağmur Olsam, Söyle Sazım, Emmo, Yumma Gözün Kör Gibi, Vurulmuşum, Gün Ola Devran Döne, Anadolu’yum, Leylim Leylim (Kara Tren), Gözlerinden Bellidir, Köroğlu Dağları, Tutamadım Ellerini… 45’lik plak olarak çıkardığı bazı plaklarıdır.

“Ben niye meşhur olduğumu bilmeden meşhur oldum, çocuktum o zaman… Ondan sonra mekanizmanın nasıl çalıştığını 13. plağım “Yumma Gözün Kör Gibi”yle gördüm ve derhal kendimi yok ettim… Meşhur olmanın benim için bir şey ifade etmediğini anladım. Ondan sonra kendi yaşamımı şarkı yapmaya başladım ve daha mutlu oldum. Dünya halklarının yüzde sekseni bilinçsiz, sadece üretim için yaşıyor, Amerika da dahil. Gerçek entellektüel yüzde beşi bile bulmaz. Demek ki cahil olan yüzde seksenle ilişki kurup meşhur oluyorsun. Böyle meşhur olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım. Değerli olmak önemli. Müziğim, sesim, şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım. Meşhur olmak bir hastalıktır. Bir insan ne kadar değersizse, meşhurluk ipine o kadar çok sarılır, bunun için her şeyi yapar…”

pencere önüFikret Kızılok, yıllar geçtikçe söylemlerini sertleştirir. Çekirdek Sanat Evi’ndeki Fikret Kızılok – Bülent Ortaçgil dönemi başlamıştır, artık. Bir önceki döneminde Anadolu’dan, Anadolu’nun halk edebiyatından ve sanatından beslendiği müzik tüm varlığına sinmiş, Aşık Veysel ve Karacaoğlan’la başlayan yolculuk, onu, çağdaş değerleri aramaya sürükleyen bir sürece dönüşecektir. Çekirdek Sanat Evi’nde Bülent Ortaçgil’le yaptıkları konserleri, yetersiz koşullarda kasetlere kaydederek, piyasadaki mevcut müziğe alternatif olmaya çalışırlar. Bu dönemin bir stüdyo albümü olan “Pencere Önü Çiçeği”yse yapılan bu çalışmaların, karşı duruşun, piyasa müziğine olan eleştirel bakışın doruğudur. Medyadan tutarsız entellektüellere, Ajda Pekkan’dan egemen kültüre değin pek çok şey eleştirilir bu albümde.

“1960-70′li yıllar bizler için, dünyayı değiştirebiliriz, umutlarıyla geçen gençlik yıllarıydı. Kendimizi ifade etmemizin de dışa vurumu, şarkılarımız, türkülerimiz, öykülerimizdi. İlericiydik, haklıydık, aceleciydik.”

Fikret Kızılok’un ilk albümü, yetmişli yılların başında yaptığı kimi kayıtları bir araya topladığı ve 1977 yılında çıkardığı Not Defterimden albümüydü.

İkinci albümü ise, 1983 yılında çello, tabla, bas gitar, ney ve bendir eşliğinde kaydettiği Zaman Zaman albümüdür.

Sonraki yıllarda ise Yana Yana, Olmuyo Olmuyo (Düşler), Demirbaş, Yadigar albümleri geldi, sırayla.

O albümler ve o albümlerdeki şarkılar ki, aşkın, ayrılıkların, yalnızlıkların, özlemlerin başka… bambaşka söylenmiş halidir. Bu albümlerinde aşkı söylerken, ‘Vay Hayvan Vay’ (Why High One Why) gibi,Demirbaş gibi şarkılarla da muhalif tavrını hiç yitirmemiştir.

Hayatının son dönemini küçük teknesinde yaşadı… Bodrum’da defnedildi…

Onu dinlemek için sadece ”Bu Kalp Seni Unutur Mu’‘, “Gönül”, “Yeter ki” yada “İki Parça Can” ile yetinmeyin…

                                                                                                                                                               

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir