Bozkırın Tezenesi – Neşet ERTAŞ

Yağmur Ekin Yağmur Ekin

Bazı insan vardır; yüzünden akar hüznü, tasası. Bazı insan vardır; ne yapsa kıramaz karşısındakini, hamurunda yoktur çünkü. Bazı insan vardır; derdini anlatmaktır tek tasası. Bir de Neşet Ertaş vardır: Tüm bunların bütünü…

‘Bin dokuz yüz otuz sekiz cihana

Kırtıllar köyünde geldin dediler

Babama Muharrem, anama Döne

Dediysen atayı bildin dediler’

 

ÇOCUKLUĞU

Yöresinde ve zamanında, aşıkların ve abdalların en büyüğüydü babası Muharrem Ertaş. Elinde sazı, dilinde sözüyle çağrılan her eğlenceye, her düğüne gider; hem sazın, hem dinleyenlerin bam teline dokunurdu.

Baba Muharrem Ertaş’ın 1930’ların sonuna doğru, sesi  İstanbul’a ulaştı. Yola çıktı, büyük şehre vardı Ertaş. Fakat, stüdyoya gireceği gün felek acı bir oyun etti;  o gün Ata’sını kaybetti. Muharrem Usta, bozlak söyleyeceği yerde, ağıt yaktı.  Köyüne geri döndü, aynı yıl bir oğlu doğdu. Adını Neşet koydu bu ‘gara sıfatlı’nın.

Ayağa kalkıp da, dillenmeye başlayınca, verdiler eline sazı Neşet’in. O yılları, ilk aşkını şöyle anlatmıştı bir keresinde :

‘Evcilik oynadığım kıza aşık oldum. Bir gün, ailesi geldi. Büyükler konuşurken, biz oynuyoruz. Derken, oradan dışarı çıktık. Çıktık ya; tam güneşe karşı çıkmışız. Birbirimize baktık, bakakaldık birbirimize; bu tılsımı bozamıyorduk bir türlü.’


‘O zaman babamdan öğrendim sazı

Engin gönül ile Hakk’a niyazı

O yaşımda yaktı bir ahu gözü

Mecnun gibi çölde kaldın dediler’

Uğruna senelerce bozlak havalandırdığı, gittiği her yere ahu gözlerini de götürdüğü çocukluk aşkı Melo’nun, hiç evlenmeden, genç yaşta öldüğünü öğrenir bir gün Neşet Ertaş. Ve ardından bir ağıt yakar:

Bugün bana  bir hal oldu

Yardan kara haber geldi

Bu haber bağrımı deldi

Dediler ki Melo’n öldü Vay dünya vay…’      

GENÇLİĞİ

Sazını, sesini, yüreğini paylaştığı babasıyla köy köy, düğün düğün gezmeye başlar genç Neşet. Bağlama, keman, cümbüş çalmayı ve ‘biz aynı ruhun insanlarıyız’ dediği, etkilendiği Muharrem Ertaş’la yanık yanık bozlak söylemeyi çok sever. Hatta, bu düğünlerde bir dönem  eline zilleri, kaşıkları alıp köçeklik de yapar. Memleketleri  Kırşehir’de namlarını duymayan kalmamıştır.

Ne var ki, anaları Döne 35 yaşında yalan dünyadan göçüp gidince, arda kalan 5 kardeşle tutunamazlar artık Kırşehir’in Tırtıllar Köyü’nde.  Ve aşıkları besleyen en derin dert olan gurbet sancısı başlamıştır yarım kalan  aile için. 8 yıl boyunca  Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Kayseri, Yozgat köylerinde gezer, göçerler. Yozgat’ta tekrar evlenir Muharrem Ertaş, kısa süre sonra da askere gider. Bu sırada kaybedilen en küçük kardeşin acısıyla birlikte, evin erkeği olmanın ağır yükü biner genç Neşet’in omuzlarına.

19 yaşına  geldiğinde, artık büyük şehirde ekmek parası bulma sırası Neşet’tedir. İstanbul’a gelir ve ilk plağını doldurur : ‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’.

Neşet Ertaş, 2 yıl boyunca taşı toprağı altın İstanbul”un gazinolarında çalışıp, ayaklarını yere bastıktan sonra, Ankara’ya geldi. Çalıştığı gazinolardan birinde, Leyla’sıyla tanıştı. Hemen evlendiler, üç çocukları oldu. Leyla’sına duyduğu aşkı, sazında dillendirdi pek çok yerde.

1960’lı yıllar, Neşet Ertaş’ın en çok tanındığı ve dinlendiği yıllar oldu. TRT’nin açtığı yarışmayı kazandı ve televizyonda kendi yöresini, kendi dilini, kendi müziğini anlatan bir program yapmaya başladı. Bu sıralarda radyodan türküleri eksik olmuyor, bozlakları bu dertli adamın sesinden dinliyordu herkes. Yıllarca, sayısını kendinin de unuttuğu plaklar doldurdu, sayısız halk konseri verdi.

Ve felek yine kahpeliğini gösterdi; 1978 yılında, sesi ve yüreği dışındaki tek sermayesi olan parmakları  felç oldu. Gurbet yolu görünmüştü bir kez daha. Tedavi olmak ve biraz da çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak amacıyla Almanya’ya, kardeşinin yanına gitti.

SILA

Almanya’da uzun süre kaldı Neşet Ertaş. Burada da, gurbetteki Türkler tarafından çok sevildi, tanındı. Dinleyen herkes onda geçmişinde bıraktığı köyünü buldu, daha da sarıldılar sıla hasretiyle birbirlerine.

Mapusluk da vardı kaderde; karıştığı bir trafik kazasından dolayı 3 ay hapis yattı Yugoslavya’da. ‘Acı çekmek ruhun fiyakasındandır’ misali, bu elim olay da yeni ağıtlar doğurdu Neşet’in kalbinde. Ve en bilinen namı, hapisteyken Yaşar Kemal’in kendisine gönderdiği bir kitabın üstünde yazılıydı: ‘Bozkırın Tezenesine…’

DÖNÜŞ

2000 yılında Türkiye’ye döndü Neşet Ertaş. Sevenleri onu çok özlemişti. Öyle ki, bu dönüşün ilk aylarında hemen hemen her tarzdan sanatçıyı, her kademeden devlet adamını ve daha çok ‘gardaşlarını’ ağırladığı konseri, bir parmak bal oldu ağızlarda. Oysa, kendisi şöhreti  ‘korkulu bir rüya’ olarak tanımlamaktaydı. Özellikle belli bir yaştan sonra gelen bu ilgi, onu çok bunalttı. Bu korkusunu şöyle ifade etmiştir: ‘Şöhret bence akıllı adam işi değildir. Akıllı adam şöhretlenmez, ben şöhretlenmek istemedim. Ben ekmeğinin peşinde olan bir sanatçıyım. Ama kader getirdi 66 yaşında. 60 yaşından sonra bizi şöhretin eşiğine bıraktı. O, kader de değil, şu televizyonlar var ya… Ben ne güzel tanınmamış, bilinmemiş biriydim, istediğim yerde rahat geziyordum. Şimdi sokağa çıkıyorum, kendime bir gömlek almak istiyorum, rahat rahat gidip bir gömlek alamıyorum.’

Neşet Ertaş, aynı zamanda Cumhurbaşkanı tarafından verilmek istenen ‘Devlet Sanatçısı’ ünvanını da geri çevirdi. Bu davranışıyla, halkın gönlünü bir kez daha kazandı. Çünkü o, kendini hala halktan görüyor ve bunu şöyle açıklıyordu: ‘ Benim, devlet sanatçılığı diyince aklıma şu geliyor: Hepimiz bu devletin vatandaşıyız. Ayrıca bir devlet sanatçılığı olması bence bir ayrımcılık. Devlet demek bir aile demektir. Bir ailenin içinde birinin altında şu kadar değerde bir araba, ötekinin ayağındaki ayakkabı yırtıksa, ben bunu uygun görmüyorum.’

Ömrünün son yıllarında, İzmir’e yerleşti son Abdal. Evinde gelmek isteyen herkese yer vardı; çünkü o hala köy yerindeki teklifsiz komşulukları, dostlukları yaşamak istiyordu. 25 Eylül 2012’de ileri derecede prostat kanserinden yalan dünyaya ve sevenlerine veda ettiğinde, hayranlarından olan genç bir kadın, kameralara şu olayı anlattı:

Çok önceden beridir Neşet Ertaş’ın hayranlarına çok sıcak davrandığını, günümüzdeki sanatçılar gibi kaprisli olmadığını, yürürken durduran, imza, fotoğraf isteyen herkese kocaman gülümsediğini biliyordum. Elimde, nerden bulduğumu söyleyemem ama, telefon numarası vardı. Bir gün, bir bayramda arama cesareti buldum. Kendimi tanıttım, sadece bayramını kutlamak istediğimi, rahatsızlık verdiysem özür dilediğimi söyledim. Onunsa bana cevabı şu oldu: ‘Sen büyüklere saygı bilmez misin kızım? Öyle telefonla bayram kutlamak mı olurmuş? Atla gel, elimi öp, azıcık söyleşelim, çay içelim.’  

images (4)

BİZE BIRAKTIKLARI

Plakları:

  • 1957 – Neden garib garib ötersin bülbül
  • 1957-1979 yılları arası adı bulunan diğer plak kayıtları:
  • Hareli Gelin
  • Toplanmış Hakimler Dediler İdam(Adnan Menderese Yazmış olduğu Türküsü)
  • Çoban
  • Diloylu Halay Havası
  • Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
  • Şeytanın Atına Binip Yeldirme
  • Bir Leyla Misali
  • Yardan Tatlısı Bulunmaz
  • Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
  • Ceylan
  • Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
  • Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Yazmış Olduğu Türküsü)
  • Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
  • Aşk Elinden Ağlayan
  • Sar Leyla Leyla(ayrıldığı karısına yazmıştır)
  • Hasta Düştüm
  • Tor Şahin Misali
  • Uyma Sakın

Albümleri:

  • 1960 – Gitme Leylam
  • 1979 – Türküler Yolcu
  • 1985 – Sazlı Oyun Havaları
  • 1987 – Türkülerle Yaşayan Efsane Deyişler Bozlaklar Türküler
  • 1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
  • 1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
  • 1988 – Kibar Kız
  • 1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
  • 1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
  • 1990 – Gel Gayri Gel
  • 1992 – Şirin Kırşehir
  • 1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
  • 1995 – Seçmeler 2
  • 1995 – Seçmeler 3
  • 1995 – Seher Vakti
  • 1995 – Altın Ezgiler 3
  • 1995 – Benim Yurdum
  • 1997 – Nostalji 1
  • 1998 – Ölmeyen Türküler 2
  • 1999 – Ölmeyen Türküler 3
  • 1998 – Gönül Yarası

Külliyatı:

  • 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze 1 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Gönül Dağı 2 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Muhur Gözlüm 3 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Zahidem 4
  • 1999 – Neredesin Sen
  • 2000 – Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Niye Çattın Kaşlarını 6 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Çiçekdağı 7 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Ayaş Yolları 8
  • 2000 – Sevsem ÖLdürürler 9 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 – Ağla Sazım 10 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 – Hata Benim 11
  • 2001 – Dostlara Selam 12
  • 2001 – Sabreyle Gönül 13
  • 2002 – Yar Gönlünü Bilenlere 14
  • 2005 – Vay Vay Dünya 15
  • 2003 – Gurban Olduğum
  • 2008 – Neşet Ertaş 2008

images (2)

Bozkırın tezenesi, son Abdal, bedeni ruhuna kat kat dar bu adam, bize ‘biz’ olmayı, insanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi, kim olduğumuzu unutmamayı, ‘Yalan Dünya’nın geçici olduğunu öğretti. Her sevilen gibi gidişi erken oldu. Ama onu tanıyan, gören ve dinleyenlere şu ferahlığı yaşattı:

İyi ki böyle bir efsaneyle aynı yüzyılda doğmuşuz…

5 yorum

    erkan aslan 26 Nisan, 2013 Cevapla

    “güzel şiir okunduktan sonra şiir yazdıran şiirdir.” derler; ama güzel yazı hakkında böyle bir söz sarfedilmemiş.
    sayın hocam , yazınızı okuduktan sonra karşı konamaz bir Neşet dinleme isteği duydum. belki genellemez ama bir “efsane” hakkında yazılan bir yazıdan sonra, o efsanenin ne kadar özlendiği fikri doğuyorsa insanda; demek ki o yazı “çok güzeldir” öyle değil mi? elinize, gönlünüze sağlık.

    Halil Engin 19 Haziran, 2013 Cevapla

    İnternette müzik yazıları okurken denk geldim sitenize. Güzel yazılar, paylaşımlar var. Başarılar dilerim Yağmur. Müzik Öğrt. Halil Engin 🙂

Yorum yazın