Aşık Veysel – Dostlar Seni Unutur mu?

Aşık Veysel
Aşık Veysel

Dostlar seni unutur mu?

“Dostlar beni hatırlasın”  diyerek seneler öncesinde sesini, sazını, nice türkülerini bugün bizlere bırakan değerli halk ozanı, büyük usta Aşık Veysel’i 41.ölüm yıldönümünde bir kez daha saygıyla, rahmetle anıyoruz.

Aşık Veysel’in türkülerini, şiirlerini anlayabilmek, derin manayı çözebilmek için iki kapılı han dediği dünyaya gelişinden gidişine kadar yaşadıkları bizlere ışık tutacaktır.

Büyük ozan, verdiği bir röportajda hayatını anlatmaya  “Ücyüz-onda gelmiş idim cihana.” diyerek başlar. Yıl 1894 olur hesapça. Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan Köyünde dünyaya gelir. Veysel yedi yaşına girdiğinde o yıl bir çiçek hastalığı salgını olur Sivas’ta. Bu illet hastalık gözlerini vurur ve sol gözü akar gider.  Veysel gün geçtikçe daha çok içine kapanmaya, sessizleşmeye başlar.

Aşık Veysel in, felsefesini ve sanatını oluşturmasında şüphesiz ki hayatında ki kırılma noktaları önemli rol oynar. Aşık Veysel in 7 yaşında gözlerini kaybetmesi büyük bir kayıptır, gözlerinin görmeyişi onu bütünüyle etkilemiştir.

Bir türküsünde;

“Kuş olsan da kurtulmazdın elimden

Eğer görsem idi göz ile seni”

Derken Âşık Veysel’in bu anlamda duyduğu hasretin ne kadar derin olduğu kolaylıkla anlaşılır. Ancak bu illet dünyasını karartırken bir yandan da ona yeni bir dünya açmıştır. Karanlık dünyam filminin çekimi için gittiği İstanbul’da gazetecilerin gözlerini açtıralım dediklerinde büyük ozan reddeder. Şu sözleri söyler:

 “Ben şimdiye kadar kafamda bir yuva kurmuşum. Gözlerim açılırsa tekrar bir yuva kurmama imkan yok. Bu illet hastalık gözlerimi aldı ama onun lütfü ihsanı beni dünyaya tanıttı. Ben halimden memnunum.”

Veysel’in durumuna çok üzülen babası halk ozanlarından şiirler okuyup ezberleterek avutmaya çalışır oğlunu. Aşık Veysel’in babası, oğlunun ilgisini görünce; bir saz alıp verir ona. 9 -10 yaşlarında babasının getirdiği hediye ona yeni bir dünyanın kapısını açar. İlk saz derslerini, babasının arkadaşı olan Çamşıh’lı Ali Ağa’dan alır. Ve gitgide, kendini iyice saza verir Veysel. Unlu Halk ozanlarının şiirlerini çalıp söyler bir zaman. En çok Karacaoğlan, Yunus, Emrah’ı, Dertli’yi sever.

10 yaşında eline aldığı sazından 70 yıl boyunca  ayrılmayan ozan, son günlerinde dert ortağına  adeta vasiyette bulunarak şunları söyler:

Ben gidersem sazım sen kal dünyada

Gizli sırlarımı aşikar etme

Lal olsun dillerin söyleme yada

Garip bülbül gibi ahuzar etme

Aşık Veysel
Aşık Veysel

Yirmibeş yaşındayken anası, babası “Biz öldükten sonra Veysel’ e bakacak biri lazım belki çocukları bakar.” diye Veysel’i Esma adında bir kızla evlendirirler. Veysel ilk çocuğunu 10 günlükken kaybeder ve ondan kısa sure sonra anne ve babası göçüp gider bu dünyadan. Acı üstüne acı gelir, ama bitmez talihin kötü oyunu. Karısı Esma yardımcılarıyla evden kaçar. Bu olay çok koyar Veysel’e. Daha dertlenir ve iyice içine kapanır. Karisi koyup gittiğinde altı aylık bir kızı vardır Veysel’in.  İki yıl kucağında gezdirir Veysel, ne çare o da yaşamaz. Veysel köylünün içine çıkacak yüzüm yok diyerek dertlenir.

Aşık Veysel, Esma’ya olan kırgınlığını, üzüntüsünü şöyle dile getirir.

Güzelliğin on para etmez

 Şu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulamaz

Gönlümdeki köşk olmasa

Kendisine yol arkadaşlığı yapacak arkadaşı İbrahim’le ilk kez köyünden çıkar. 10 yıl köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezer türkülerini söyler. Köylülerin kendi aralarında topladığı paralarla geçimini sağlar. Çok sonraları Veysel’i yeniden evlendirirler. Bu karisi iki oğlan, dört kız çocuk vermiş. Onlar da 18 torun verir Veysel’e.     Aşık Veysel, Cumhuriyetin Onuncu yıl dönümüne rastlayan 1933 yılına kadar, başka ozanların şiirlerini çalıp söyler. Kendi deyişlerini söylemekten utanır, çekinir. O yıllarda sairlerimizden rahmetli Ahmet Kutsi Tecer tanır Veysel’i. Onun ışık tutuculuğuyla Veysel’in şiirleri aydınlığa kavuşur

Ahmet Kutsi Tecer aracılığıyla köy enstitülerinde usta öğretici olarak saz öğretmenliği yapar. Kendisi gibi köyden gelen öğrencilere saz çalıp türküler okur. Aynı zamanda onlardan da toprak, hasat ve daha birçok konuda bilgiler öğrenir.  1940 lı yıllar en verimli olduğu yıllardır.

1944’te Çifteler Köy Enstitüsünde gelen bir ilhamla şu sözleri yazacaktır:

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yarim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yarim kara topraktır.

Aşık Veysel’in nesilden nesile aktarılacak olan bu ölümsüz eseri kadar, sadık yari kara toprağa karışıp gitmek istediğini söylediği sözleri de bir o kadar değerlidir.

Aşık Veysel
Aşık Veysel

“Eğer gözlerim olsaydı ben toprağı göremeyecektim, toprağın özelliklerini bilemeyecektim. Çiğneyip geçecektim. Ben öldükten sonra üstümü kapatmayın. Taş kapatır kimse istifade edemez. Benim toprağım da milletime istifade etsin. Oradaki biten otlardan koyun yesin et olsun, kuzu yesin süt olsun, arı yesin bal olsun.”

1952 yılında İstanbul’da büyük bir jübilesi yapılan Aşık Veysel’e 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Anadilimize ve Milli Birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı” özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylık bağlanır. Neredeyse 40 yıldır görmeyen gözlerinin yerine geçen kulakları artık iyice hassaslaşmış şehrin gürültüsüne dayanamaz bir hal almıştır. Büyük şehre veda eden Veysel köye döner ve artık zamanını doğa ile yetiştirdiği ağaçlarla geçirir. Büyük Ozan, 1972 yazında hastalanır, günden güne yatağa bağlanır. Büyük ozan, ölmeden önce son bir şiir yazar.

“Selam saygı hepinize

Gelmez yola gidiyorum

Ne karaya ne denize

Gelmez yola gidiyorum.” der ve 21 Mart 1973’ te iki kapalı han dediği dünyadan göçüp gider.

Aşık Veysel i, unutulmaz yapan, tüm dünyaya adını duyuran derin felsefesidir. Sazına duyduğu aşktır. 70 yıllık ömründe nice türküler, şiirler bırakarak çevresine ışıklar saçmıştır. Eserleri ile her zaman yaşayacak hiçbir zaman unutulmayacaktır. Değerli ozanımızı bir kez daha saygıyla, özlemle anıyoruz. 

 

Yazar: YELİZ KILIÇ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir